3B Solo Test projemi gerçekleÅŸtirirken Irrlicht isimli 3 boyutlu motordan faydalandım. Irrlicht’in yazarı Niko’nun günlüğünü güncellemeleri ve incelemelerini takip etmek amacıyla ara sıra ziyaret ederim. Bugün Niko’nun günlüğünde çıkan yazı dikkatimi çekti ve bu yazıyı paylaÅŸmak istiyorum.

Öncelikle yazının orjinali burada bulunuyor. Yazıyı özetlemem gerekirse; Viyana’da kiralık ev için görüşmeye giden Niko ile emlakçı arasında geçen ilginç sohbet. Nedir peki bu sohbeti ilginç kılan ?

Sohbet sırasında Niko, emlakçıya aynı evi kimlerin kiraladığını sorduğunda emlakçı soruyu yanlış anlıyor ve kısaca şu cevabı veriyor;

Siyah insanları, Türkiye’den insanları ve tüm arap ülkelerinden insanları kabul etmiyoruz. Yani endiÅŸe etmenize gerek yok.

Niko ÅŸaşırıyor ve ekliyor “söyleyecek birÅŸey bulamadım“, “Viyana’da birçok ev sahibinin böyle düşündüğünü biliyordum ama bu kadar açık ifade edeceklerini düşünmemiÅŸtim“.

Bu olaya nasıl bir yorum yapılabilir şimdi ? :shock:

  • Avrupada ayrımcılık ?
  • Türklerin endiÅŸe yaratması ?
  • Müslümanların endiÅŸe yaratması ?

Tabii ki bir kişinin hareketi veya düşüncesi ile sonuçlara varmak mümkün ve doğru değil. Ancak yine de bilemiyorum !?


Tarih: 9 Åžubat 2008 19.32 EkleBunu Sosyal Paylaþým Butonu
Yorum: View Comments
Okunma: 1.682
Geri izleme: Burada
Kategori: Dünya, Yaşam
Etiketler: ,
  • mhu
    bn vıyanada ogrencıyımm.ev arıyorumm.3 arkadasımla cıkmayı dusunuorumm.yardımcı olabılırmısınızz
  • ümit
    Bende viyanada yaşayan birisi olarak şuan bir avusturyalının evinde yani emlakcıdan degilde birebir görüşülerek tuttuk.. Bir sorun teşkil etmedi..

    Aslında o emlakçı sadece o müşteriyi memnun etmek için konuşuyor olabilir. Sonuçta parayı veren düdüğü çalar mantığı vardır.. Öncelikle zaten viyanada 100.000 (yüzbin) den fazla Türk yaşıyor.Bunlar dışarda yaşamıyor ya.. Sonuçta herkes bir yerden ev buluyor..

    Şu kanıda yanlış tabiki Türklerin hepsi iyi olacak diye bir kaide yok çünkü bunun bir örneği Türkiyede öğrenciye ev vermek gibidir. Zamanında buraya ailesiz gelen Türk işçiler ortaklaşa 4 -5 kişi bekar olarak evde yaşayınca o emlakçılar böyle bir karar almış olabilirler onlarıda haklı tutmamız lazım..

    Ama bildiğim burada Türklerin yarası belediyenin kendi kiralık evlerinde kiracılar belediye bile onlara ev veriyor ise özel şahıs koşarak vermeli. Belediyenin şartları daha zordur.

    Yani aslında çürük elmamız çok örnek ben Türkiyedeki evi öğrenciye vermek istemem avrupadaki evimide gördüğüm kadarı ile yugoslavlar çok pis kullanıyorlar. Onlara vermek istemem.. Yani görünmeyen yüzü hakkında yorum yapmakta iyi değil..Türkilerin hepsi iyi olamayacağı gibi yugoslavlarında hepsi kötü olmayabilir..
  • Murat ancak bu kadar güzel anlatılabilir di ... Tamam biz anladık ama oradakilere de birilerinin anlatması gerek ;) Bu görevi sana veriyoruz :D
  • MSA
    Buna yorumumu Veri Madenciliği'ne (Data Mining) göndermeler yaparak sunacağım. Terim karmaşası yaratırsam diye de hem türkçe hem ingilizcelerini yazacağım.

    Önce bir varsayım yapmamız gerekiyor. Bütün milletlerin ayrı olduğunu, aralarında hiçbir iletişimin bulunmadığını varsayın, başlangıç koşulu olarak.

    Bu demek oluyor ki her millet sadece kendini biliyor, diğerleri hakkında fikri yok. Yani sınıflandırma (classification) yapma şansımız yok. Çünkü kimin ne olduğu bilinmiyor. Peki ne olacak?

    Veri etiketlerimiz (data labels) ortada olmadığından sınıflandırma modelimiz veya fonksiyonumuz şu aşamada pek olumlu sonuç vermeyecek. Eğitim verimiz (training data) bile yok ortada, bu yüzden kalakaldık mı ortada?

    Hayır, grup veya küme (cluster analysis) analizi yapacağız. O da ne ki? Verilerimizin özelliklerine (attribute) göre bir analiz. Benzerlik (similarity) veya benzemezlik (dissimilarity) durumlarına göre gruplar oluşturmayı hedefliyoruz.

    Peki konumuzla bunun ne alakası var? Çoooooooooook.
    Başlangıç koşulumuzdan yola çıkarak günümüze gelin. Her millet birbiriyle iletişim halinde. Tanıyorlar artık birbirlerini. Yani yıllar boyunca karşılarına çıkan örneklerden (instance, tuple veya object) edindikleri tecrübelere ve bilgilere göre herkesin kafasında diğerleriyle ilgili bir takım fikirler var. Yani artık sınıflandırma fonksiyonları işliyor. Geçmiş tecrübelere dayanarak edindikleri model sayesinde kimin hangi kefeye konacağını öğrenmişler. Öğrenmişlerden kastım eğitim verisinin elverdiği ölçüde. Ne gördülerse ona göre eğitilmiş bir model. Mesela sokaklara Türkçe olarak "Yerlere tükürmeyiniz" diye bir yazı yazılıyorsa, tüküren bir insan gördüklerinde milliyeti hakkında yapacakları yorum, güneşin yarın doğudan doğacağı kadar bellidir.

    Şimdi bu noktada görüyoruz fikir edinmek için karşılaşılan örneklerin önemini. Almanya, Avusturya, Hollanda, vb. ülkelerdeki Türk imajını düşündüğümüzde sanırım ev sahibinin oluşturduğu model biraz anlamlı görünüyor. Peki gerçekle ilgisi nedir?

    Bence bu soru zor. Çünkü gerçek tektir, değişmez. Ama algılara göre yorumlanması büyük farklılıklar gösterir. O yüzden bireysel ve toplumsal olarak yapmamız gereken yanlış algıları düzeltmek. Ve bunu herkes elinden geldiği kadar yapmalı ki uzun yılların birikimiyle oluşan hatta tortulaşan bu kalıpları olması gerekenlerle değiştirelim.

    1 ayı biraz geçen yurtdışı yaşam tecrübemle belirtmek istediğim başka bir husus da şu ki: Öküzün milliyeti, ırkı, dini yok. Ne kılıkta olursa olsun, boynuzlarından tanıyorsunuz.
blog comments powered by Disqus