<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>erdem çorapçıoğlu &#187; Yaşam</title>
	<atom:link href="http://erdemcorapcioglu.com/konu/yasam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://erdemcorapcioglu.com</link>
	<description>günlük düşünceler</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Mar 2010 20:39:44 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=abc</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Doğalgaz Kaçağı ve Alarm Cihazı</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/dogalgaz-kacagi-ve-alarm-cihazi/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/dogalgaz-kacagi-ve-alarm-cihazi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 20:23:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[Sıradan bir pazartesi akşamı; günün yorgunluğu ve haftanın ilk gününe ait düşünceler ile eve gelinmişti. Televizyonda tarih itibariyle popüler olan dizi, Ezel, için hazırlıklar yapılmaktaydı. Saat yaklaşık olarak 19:34 Yemek masası hazır, bitmek bilmeyen özet görüntüler arasında çay faslına geçilmesi ağır ağır çatal bıçak darbeleri ile tabağa hucum edilmekteydi.
İşte böyle bir akşamdı 22.02.2010 tarihli pazartesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:d3a6b6a33a1f2fa36c4e820a633f7ef1648ec8d6'><p>Sıradan bir pazartesi akşamı; günün yorgunluğu ve haftanın ilk gününe ait düşünceler ile eve gelinmişti. Televizyonda tarih itibariyle popüler olan dizi, Ezel, için hazırlıklar yapılmaktaydı. Saat yaklaşık olarak <strong>19:34</strong> Yemek masası hazır, bitmek bilmeyen özet görüntüler arasında çay faslına geçilmesi ağır ağır çatal bıçak darbeleri ile tabağa hucum edilmekteydi.</p>
<p>İşte böyle bir akşamdı 22.02.2010 tarihli pazartesi akşamı. Ancak yukarıdaki paragraf içerisinde yer alan hikayenin 10 dakika sonrasında başlayan olaylar ile unutulmayacak bir pazartesiye dönüştü &#8230; <span id="more-257"></span>Konunun başlığı kopya veriyor olabilir ancak ben yine de o gün yaşananları detaylıca anlatacağım ki sosyal mesajım güncel bir örnek ile sıcaklığını korusun.</p>
<p>Yazının girişinde belirttiğim çay faslına geçilmesi &#8220;çay içer misin?&#8221; sorusunun reddedilemez oluşu ile plana dahil edilmişti. Çay içmeyi seviyor olmama ek olarak günün yorgunluğunu alacağına olan fantastik inancım kabul etmemdeki en önemli etkendi. Çayın altını yanmıyor ve benim olumlu cevabım çayın altının yakılması gerekliliğini ortaya koyuyordu. Ancak yemek bitip çaydanlığa attığım bakışla aslında <span style="text-decoration: underline;">çaydanlığın altı</span>nının <strong>yanmadığını</strong> görmem bir oldu.</p>
<p>Pozitif enerji ve her konuya olumlu yanından bakma hevesi ile olaya uyum sağlayıp televizyon izlemeye devam edildi. Sonuçta çay içilmese de olurdu. Dünyanın sonu değildi &#8230; <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Mutfakta geçirdiğim televizyon izleme ve yemek sonrası keyif dakikaları ardından bünyeye çöken yorgunluk uykuyu tetiklemeye başlamıştı. Kıyafet değişikliği ve televizyon izlemeye devam hedefi ile geçtiğim odamda biraz daha ağırlaşan gözlerime engel olamamaya başlamıştım. Bu duruma doğum günü tam da o gün yani 22 şubat olan kardeşim de uyku durumuna geçiş yapmaya karar verdi &#8230;</p>
<p>Sonuçta hızlıca uykuya geçip ailecek uyumaya başladık &#8230;</p>
<p>Saat yaklaşık olarak <strong>00:10 </strong>&#8230;</p>
<p>Evden gelen sesler ile uyanır gibi oldum. Telaşla ev içerisinde pencereden pencereye, kapıdan kapıya koşan annem ve babam tam anlamıyla dışarı açılabilen her yere müdahale ediyordu.</p>
<p>Ev &#8220;<strong>evet</strong>&#8221; cevabı verdiğim &#8220;çay içer misin?&#8221; sorusundan yani neredeyse saat yaklaşık <strong>19:40</strong>&#8216;tan itibaren <strong>gaz dolmaktaydı</strong>. Ağırlaşan bedenim nedeniyle olaylara yardımcı olamadığım gibi sadece sesleri duyabiliyor ve yanımda açılan pencereden dolayı üşüyordum.</p>
<p>Eğer annem bu büyük problemin farkına varmasa ve biz o geceyi uyuyarak geçirseydik sanırım bu sosyal mesajı verme şansı bulamayacaktım.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sosyal mesajın içeriği</span>ne gelince; doğalgaz kaçağı önemli bir problemdir. Ölüm ve/veya yaralanma ile sonuçlanan kazalara / durumlara  neden olabilir. Dolayısı ile doğalgaz ile çalışan cihazların yanına mutlaka <strong>doğalgaz alarm cihazı </strong>yerleştirin.</p>
<p>Bu sosyal mesaj zaman zaman verilen, reklam olarak kullanılan ve hatta mantık çerçevesinde herkesin bildiği bir mesaj &#8230;</p>
<p>Ancak farklılaşarak vereceğim asıl sosyal mesaj; kullandığınız alarm cihazlarının fişinin takılı olduğundan, pilinin olduğundan, çalışır halde olduğundan ve görevini tam anlamıyla yerine getirdiğinden emin olun &#8230;</p>
<p>Yoksa ailecek düştüğümüz ve şans eseri kurtulduğumuz yukarıda paylaştığım olayda olduğu gibi &#8220;<strong>alarm cihazının fişini kim çekti?&#8221;</strong> sorusuna cevap arıyor olabilirsiniz &#8230; <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/dogalgaz-kacagi-ve-alarm-cihazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tehlikeli Sorular: Ne için ?</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/tehlikeli-sorular-ne-icin/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/tehlikeli-sorular-ne-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 21:32:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=256</guid>
		<description><![CDATA[Kısaca neden kullanabilir miyiz ne için sorusu yerine ? Sanırım kullanabiliriz. Zaten neden 5n 1k içerisinde kendisine yer bulmuş önemli bir soru. Ancak, ne için, sonrasında gelen kelimelerle çok daha güçlü bir ifade olabilir. Vurgunun güçlenmesini ile soru ağırlaşabilir.
Sorular cevaplanır, cevaplanmaz, cevaplanamaz ve hatta kimi zaman soru olarak değerlendirilmez bile &#8230; Ancak vurgusu acıtmaya başladığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:f0b3f6852db299112976dd63cd37757dc558abff'><p>Kısaca <strong>neden</strong> kullanabilir miyiz <strong>ne için</strong> sorusu yerine ? Sanırım kullanabiliriz. Zaten neden <strong>5n 1k</strong> içerisinde kendisine yer bulmuş önemli bir soru. Ancak, ne için, sonrasında gelen kelimelerle çok daha güçlü bir ifade olabilir. Vurgunun güçlenmesini ile soru ağırlaşabilir.</p>
<p>Sorular cevaplanır, cevaplanmaz, cevaplanamaz ve hatta kimi zaman soru olarak değerlendirilmez bile &#8230; Ancak vurgusu acıtmaya başladığı zaman tehlikeli olur. <span id="more-256"></span>Bir soru nasıl acıtabilir ki ? Hangi soru tehlikeli olabilir ?  Hayat takım elbise ile çekilen bir mafya dizisi değil ki &#8230;</p>
<p>Sorular cevaplanabilir olmaktan uzaklaştığı zaman tehlikeli olur. Cevaplamak için elinizde dayanak, destek olarak değerlendirilebilecek kişi, neden, nesne, ürün, hayal ve benzeri kalmadığında tehlikeli olur.</p>
<p>Sorular her zaman zihnimizde uçuşur. Kimi zaman aynada kimi zaman da yolda gelip geçer. Tehlikeyi bertaraf etmek için kendi kendine kalınca cevaplayamadığı soruları dillendirerek çözmeye çalışır kişi. Tehlikenin boyutu önemli olmak çıkar işte bu noktada. Eğer dillendirilen sorular havada kalıyorsa işte o zaman boyut değerlendirilmez olur.</p>
<p>Yazının başında bahsettiğim &#8220;sonrasında gelen kelimeler&#8221; ile ilgili örnek vererek devam etmek daha yararlı olacak sanırım. İşte ne için ile güçlenen sorular;</p>
<ul>
<li>Ne için uğraşıyorum ?</li>
<li>Ne için dayanıyorum ?</li>
<li>Ne için okuyorum ?</li>
<li>Ne için çalışıyorum ?</li>
<li>Ne için hastalanıyorum ?</li>
<li>Ne için strese giriyorum ?</li>
<li>Ne için saçımı döküyorum ?</li>
<li>Ne için sevdiklerimi ihmal ediyorum ?</li>
<li>Ne için sevdiklerimi üzüyorum ?</li>
<li>Ne için geri döndürülemez zamanımı kaybediyorum ?</li>
<li>ve niceleri &#8230;</li>
</ul>
<p>Sorular güçlendikçe ve tekrarlandıkça cevap vermek zorlaşır. Kimi durumlarda sorulara cevap vermek kolay olabilir. Özellikle geçiştirilmesi gerektiğinde &#8230; Amaç sorunun cevabının ileriye atılması da olabilir. O gün cevap vermek uygun değildir. Her soruya uygun bir kalıp vardır. Ancak gerçek cevap verilirse acı derinleşebilir. Kişi hata yaptığını anlayabilir.</p>
<p>Sorunun güçlü olması, derin olması ve acıtması aslında kişi ile ilgilidir. At gözlüğü, hayal dünyası, deneyimsizlik, saflık, umut, bir parmak bal ve benzeri etkenler basit soruların güçlü ifadelere dönüşmesine neden olabilir. Belirsizliğe ve umutsuzluğa sürüklenen birey önünü göremez olur. Tahmin edilemez sonuçlar içerisinde boğulmaya başlar.</p>
<p><strong>Neden ?</strong> İşte ne için yerine şimdi sorulması gereken soru <strong>neden</strong>dir. Neden genellikle farkındalıktır. Mantığın uyanması ile ne için soruları oluşur.</p>
<p><strong>Neden</strong> bellidir. Çünkü <strong>ne için</strong>; ağırlığının artmasını beklemeden, geri döndürülemez zaman kayıpları içerisinde boğulmadan, ümitler yitirilmeden, mutsuzluk kronikleşmeden sorulması gereken bir sorudur.</p>
<p>Ne için sorusunu tehlikeli olmadan ve ileriye dönük olarak sormalı, olabildiğince planlı ilerlemeli. Geriye dönük olarak sorulacak sorular, oturmuş düzeni sorgulayan kırgınlıklar ve döngüye girmiş yaşamlar bu soruların ağırlığını arttırmaktan öteye gidemez.</p>
<p>1 dakika öncesi için yapabilecek bir şey kalmadı. Ya 1 dakika sonrası için ?</p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/tehlikeli-sorular-ne-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dunning Kruger Etkisi</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/dunning-kruger-etkisi/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/dunning-kruger-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 07:44:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=255</guid>
		<description><![CDATA[Bir süre önce, halen uzak diyarlarda eğitim hayatını devam ettiren değerli arkadaşım / asistandaşım / meslektaşım, Murat tarafından gönderilen bir e-posta üzerine Dunning Kruger Etkisi ile ilgili bilgilere ulaştım. Öncelikle gelen e-postayı paylaşmak istiyorum;
Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning&#8217;in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle, &#8220;cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır&#8221; der.
Metin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:41ab58148e3e736b7ee6246eda26fe8926e0782e'><p>Bir süre önce, halen uzak diyarlarda eğitim hayatını devam ettiren değerli arkadaşım / asistandaşım / meslektaşım, Murat tarafından gönderilen bir e-posta üzerine Dunning Kruger Etkisi ile ilgili bilgilere ulaştım. Öncelikle gelen e-postayı paylaşmak istiyorum;<span id="more-255"></span></p>
<blockquote><p>Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning&#8217;in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle, &#8220;cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır&#8221; der.</p>
<p>Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:</p>
<ul>
<li>Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.</li>
<li>Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.</li>
<li>Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.</li>
<li>Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.</li>
</ul>
<h3>Değerlendirme zaafı</h3>
<p>İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi&#8217; nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden &#8220;testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini&#8221; istediler.</p>
<p>En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60&#8242;ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70&#8242;e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.</p>
<p>En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70&#8242;ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü.</p>
<p>Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu &#8220;yetersizlik + haddini bilmeme&#8221; kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.</p>
<p>İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan &#8220;yetersiz&#8221;, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir &#8220;hak&#8221;olarak görecektir.</p>
<p>Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında &#8220;fazla alçakgönüllü&#8221; davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından &#8220;ihtiras eksikliği&#8221; ile suçlanacaklardır.</p>
<p>Sonuçta, &#8220;kifayetsiz muhterisler&#8221; her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır.</p></blockquote>
<p>Bu çalışmayla ilgili Wikipedia sayfasına <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dunning–Kruger_effect" target="_blank">buradan</a> ulaşılabilir.</p>
<p>Yazının içerisinde bir yerlerde kendilerini bulan veya bulacak olanların tepki vermeden önce &#8220;<strong>tarihe geçmelerine vesile olan teori</strong>&#8221; ile ifade edilmek istenenin <span style="text-decoration: underline;">Psikoloji Alanında Nobel Ödülü</span> ön bilgisini vermek isterim. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Örneklerini çevremize baktığımızda rahatlıkla görebileceğimiz bir durum. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Bu yazıyı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bertrand_Russell" target="_blank">Bertnard Russel</a>&#8216;in bir cümlesi ile bitirmek istiyorum;</p>
<blockquote><p>Dünyanın en büyük problemi, akılsız ve fanatik kişilerin kendilerinden son derece emin olması, buna karşılık zeki insanların sürekli şüpheler içinde olmasıdır.</p></blockquote>
<p>Murat&#8217;a bu paylaşımından dolayı teşekkür ediyor, uzun bir aradan sonra böyle güzel bir konu ile günlüğüme geri dönmenin mutluluğunu yaşıyorum. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/dunning-kruger-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yarışmanın Öncesi ve Sonrası</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/yarismanin-oncesi-ve-sonrasi/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/yarismanin-oncesi-ve-sonrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 May 2009 20:22:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[En iyi bildiğimiz konu yarışma. Doğumu, büyümeyi, eğitimi, yaşamayı, kazanmayı, başarıyı, neredeyse herşeyi yarışmaya bağlamıyor muyuz ? Sürekli bir mücadele, her yerde rakipler, geçilmesi gereken birileri, koşullar &#8230;
Her adımda tam tanımlı bir formül belirlenmiş. Adımı atarken yapılması gerekenleri içeren bir formül. Adımlar farklı amaçla atılsa bile, formüller içerisindeki değişkenler birbirleriyle çelişse bile amaç hep aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:bc49ef46aa95b237f12efdf79671e7415c9f04b1'><p>En iyi bildiğimiz konu yarışma. Doğumu, büyümeyi, eğitimi, yaşamayı, kazanmayı, başarıyı, neredeyse herşeyi yarışmaya bağlamıyor muyuz ? Sürekli bir mücadele, her yerde rakipler, geçilmesi gereken birileri, koşullar &#8230;</p>
<p>Her adımda tam tanımlı bir formül belirlenmiş. Adımı atarken yapılması gerekenleri içeren bir formül. Adımlar farklı amaçla atılsa bile, formüller içerisindeki değişkenler birbirleriyle çelişse bile amaç hep aynı &#8230; <strong>Yarışmak</strong>.</p>
<p>Nedir yarışmak ? Rekabet veya üstün olmaya çalışmak. Yarışmanın ne demek olduğunu bilmemize gerek var mı ? Bence yok! Çünkü anlamını bilmesek bile yaşam döngümüz mükemmel bir şekilde yarışmak üzere programlanmış.</p>
<p><span id="more-247"></span>Yarışmak faydalı mıdır ? Tüm detayları bir kenara bırakarak bu soruya cevap vermek istiyorum. Evet! Yarışmak faydalıdır. Sade bir rekabet anlayışı ile incelendiğinde alternatif çözümleri görmek, yaklaşımları çarpıştırmak ve sonuca birden fazla yoldan ulaşmaya çalışmak faydalıdır. Çözümü hızlandırmak için bile adı yarışma olan bir uygulama yapılabilir. Rekabet katılımcıların gelişmesi ve sonuç elde edilmesi için önemlidir.</p>
<p>Yarışma süreci; giriş, gelişme ve sonuç şeklinde sadeleştirilebilir. Yarışma için bir konu veya problemin olması, bu konunun sonuca ulaştırılması için rekabete ihtiyaç duyulması ve rekabet sonucu elde edilenlerin yarışma konusu doğrultusunda işleme alınması ise detaylandırılmış süreç olarak kabul edilebilir. Yarışmanın anlamlı olması için problemin ve çözümün anlamlı olması gerekiyor. Yarışmanın faydalı olması için ise kazanımların paylaşılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Ancak</strong>! Ön bilgilere, basit yorumlara ve mantıklı açıklamalara bir son vererek bu yazıyı hazırlamama neden olan gözlemlerime geçiyorum.</p>
<p>Son dönemde gündemi incelediğimde neredeyse her konunun kapalı bir yarışma şeklinde ele alındığını görüyorum. Eğitim sistemimizdeki yarış atı yaklaşımlarına alışmış bir birey olarak yadırgamadım ancak durup düşünüldüğünde yediğimiz yemekten, dinlediğimiz müziğe, tuttuğumuz takımdan, en basit düşüncelerimize kadar yarışma yarıştırma halindeyiz.</p>
<p>Yarış atı olarak nitelendirildiğimiz yıllardaki tepkimiz, süreklilik arz eden bu düşüncenin zihnimize yerleşmesiyle olağan olması belki de bunlara neden oldu. Okul yıllarında küçük yuvarlakları doldurma, sınıf içi yüksek not alma, marka giyinme, dershanede yaşanan seviye tespit gibi çok sayıda yarışı yakından takip etmiş biri olarak günümüzdeki yarışmalara uyum sağlamakta sıkıntı çekiyorum. Yarışmanın hayatımıza girişi sürecine hakim olmama rağmen öneri olarak “Nasıl yarışılır, yarışmaya alışmak” başlıklı bir dersin her dönem eğitim planına alınmasını önerecek duruma geldim &#8230; <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Konuyu eğlenceli bir noktaya çekmeye çalışıyorum ancak mümkün değil. Ciddi anlamda her yaştan insanın her konuda yarışmaya başladığı bir toplum olduk. Bir bireyin sahip olabileceği her özellik, duygu, beceri, his yarıştırılır oldu &#8230;</p>
<p>4. paragraf içerisinde verdiğim cevap ile çelişen bir ifade ile çok ama çok kötüye giden bir durum sözkonusu!</p>
<p><strong>Neden ?</strong></p>
<p>Yarışmak faydalı olabilir ancak yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi yarışma süreci katılımcılara ve yarışma konusuna en ufak bir yarar sağlamıyorsa zararlıdır. Yarışmanın amacı oluşturulan rekabet ile başarmaktır. Başarı paylaşıldığı zaman anlamlıdır. Problem çözüm yolları değerlendirildiği ve sürece katılanlar ile paylaşıldığı zaman çözülmüş demektir. Yarışma ortamının oluşması için taraflar ve yalandan bir problem yeterli değildir. Sunni gündemler ve katılımcılar ile oluşturulan senaryolar zararlı sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Biz ne durumdayız ve ben ne demek istiyorum ?</p>
<p>Ne durumda olduğumuzu anlamak için gözlem yapmak etmek yeterli. Gerçekliği tartışılır senaryolar üzerinden amacı belli olmayan yarışmalar dizisi. Sonucunda kimin veya neyin kazandığı belli olmayan yarışmalar. Süreci izleyenlere ne olduğu belli olmayan yarışmalar. Zaman öldürgeci, zihin bulandırgacı ve çok çeşitli şekillerde yorumlanabilir yarışmalar.</p>
<p>Gerçekten problem olan ise, bence, bu zararlı yarışma kültürünün bireylere kadar inmesi. Kutuplaşma, çözümsüzlük, bireysellik, çözümsüzlük, kirli bilgi, körelme ve daha nice problemlere yol açması &#8230; Sorgulamanın yerini kabullenmenin alması. Mantık ve anlam aramanın körelmesi. Öğrenmenin giderek tekdüzeleşmesi &#8230;</p>
<p>Yarışma süreçlerinin doğru işlediği ve başlıkta kullandığım ifade ettiğim gibi; öncesinde doğru planlanan (<strong>anlamlı</strong>) yarışmaların sonrasında da faydalı (<strong>anlamlı</strong>) olduğu günlere ulaşmak dileği ile &#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/yarismanin-oncesi-ve-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Radyo Programı ve Türkiye&#8217;de Sağlık Sistemi</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/radyo-programi-ve-turkiyede-saglik-sistemi/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/radyo-programi-ve-turkiyede-saglik-sistemi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2009 12:27:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[İş gezimiz nedeniyle düştüğümüz yollarda yaşadığımız eğlenceli ve ilginç olayların sonuncusu dönüş yolunda farklı bir boyut kazandı. Yolculuğun sonlarına doğru günün yorgunluğu nedeniyle sohbet etmek bile zorlaşınca yakalayabildiğimiz radyo kanallarındaki programları takip etmeye başladık.
Az sayıda yayın olmasının getirdiği tolerans yüksekliği sonucu melodi, anlam ve zaman geçirgeci arayışı esnedi. Radyo zaman öldürgeci olmanın dışında içeriği ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:4b724b52ddb0555516076021083c2a1315b30d64'><p>İş gezimiz nedeniyle düştüğümüz yollarda yaşadığımız eğlenceli ve ilginç olayların sonuncusu dönüş yolunda farklı bir boyut kazandı. Yolculuğun sonlarına doğru günün yorgunluğu nedeniyle sohbet etmek bile zorlaşınca yakalayabildiğimiz radyo kanallarındaki programları takip etmeye başladık.</p>
<p>Az sayıda yayın olmasının getirdiği tolerans yüksekliği sonucu melodi, anlam ve zaman geçirgeci arayışı esnedi. Radyo zaman öldürgeci olmanın dışında içeriği ile değerlendirilen bir kaynak haline geldi &#8230;</p>
<p>İşte tam bu sırada TRT FM&#8217;de Atalay Demiri ile Günün Sesi programını dinlemeye başladığımızı farkettik. Konu <strong>Türkiye&#8217;de Sağlık Sistemi</strong> idi &#8230; <span id="more-243"></span></p>
<p>Konuyla ilgili yorumlarımı paylaşmak üzere programın numarası olan 0 312 444 11 12&#8242;yi çevirdim. Meşgul tonu ile sonuçlanan yaklaşık 4 denemenin ardından iletişim bilgilerimi bıraktım ve programa bağlanmak üzere haber bekleme durumuna geçtim.</p>
<p>Açıkça söylemek gerekirse iletişim bilgilerimi vermem ile birlikte olay farklı bir boyut kazandı ve yorucu yolculuğumuz stresli bir bekleyiş ile süslendi &#8230; <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Kısa bir süre sonra cep telefonum bir Ankara numarasından gelen iletişim talebi ile heyecan doruk noktaya ulaştı. &#8220;Neden aradım ki&#8221; ve &#8220;ne gerek var şimdi böyle bir heyecana&#8221; başlıklı sorulara ek olarak pazarlama uzmanımızın kahkahaları ile birlikte telefona cevap verdim. Tam bir TRT Türkçesi ile yayına alınacağım bilgisini bana ileten ilgili kişiyle konuştuktan sonra reklamlar eşliğinde yayına bağlanmayı beklemeye başladım. Radyodan da dinleme imkanı bulmak adına yaptığımız frekanslar arası gezimiz başarısız olunca telefon aracılığı ile maceraya devam etmenin tek çözüm olduğunu sonucuna vardım. Sonuçta reklamlar bitti ve programa yorumlarımla katıldım &#8230;</p>
<p>Radyo programında dile getirdiğim ve benden sonra programa katılanlardan edindiğim izlenimleri bu yazıda paylaşmak istiyorum. Konu <strong>Türkiye&#8217;de Sağlık Sistemi</strong> &#8230;</p>
<p>Öncelikle programda paylaştıklarıma değinmek istiyorum;</p>
<p>Eğer sağlık sisteminde problemler olduğunu iddia ediyorsak, her problemli alana yönelik çözüm önerilerinde yapılması gerektiği gibi, sağlık sistemindeki olmazsa olmazların durumunu incelememiz gerekiyor. Sağlık sisteminde katılımcı olarak; hasta, hasta yakını, doktor, hastane, sosyal güvence sistemleri, ilaç sağlayıcıları, eğitim kurumlaru gibi çok sayıda oyuncu bulunuyor. Dolayısı ile sorunsuz bir sistemden bahsedebilmek için öncelikle bu katılımcıların durumu ve doldurdukları pozisyondaki yeterlilikleri incelenmeli &#8230; Ekip çalışmasında aksayan her bir katılımcının, beklenen sonuçların elde edilmesinin önünde bir engel olduğu bilinen bir gerçektir.</p>
<p>Dolayısı ile öncelikle  sağlık sistemimizdeki problemleri arka arkaya sıralamak yerine öncelikle olması gerekenlerin durumunu inceleyerek başlayalım;</p>
<ul>
<li>Yeterli sayıda hastanemiz var mı ?</li>
<li>Yeterli sayıda doktorumuz var mı ?</li>
<li>Doktorlarımıza sunulan olanaklar yeterli mi ?</li>
<li>Hastanelerimize sunulan olanaklar yeterli mi ?</li>
<li>Ülkemizin dört bir yanındaki vatandaşlarımıza sağlık hizmetini aynı kalitede sunabiliyor muyuz ?</li>
<li>Sağlık hizmetlerine ulaşmak kolay mı ?</li>
<li>Sağlık güvencelerimiz olması gerektiği gibi mi ?</li>
<li>Sağlık sisteminden yararlanmak için gerekli eğitim altyapısı vatandaşlarımıza verilmiş mi ?</li>
</ul>
<p>Bu sorulara daha niceleri eklenebilir. Ancak yukarıda sorduğum 8 temel sorudan olumsuz cevap alan 1 (<strong>bir</strong>) tanesi bile olsa sistemin <strong>sağlıklı</strong> işlemeyeceği aşikardır &#8230;</p>
<p>Katıldığım radyo programında ve genellikle tartışıldığında sağlık sistemindeki sorunlar tek boyuttan incelenir. Bu boyutta &#8220;<strong><em>yetersiz doktorlar</em></strong>&#8221; ve &#8220;<em><strong>uygun olmayan ortam koşulları</strong></em>&#8221; çerçevesi dışına çıkamaz &#8230; Ancak sağlık sistemi böyle dar çerçevede incelenebilecek bir konu değildir. Sistemin işleyebilmesi için öncelikle olmazsa olmaz koşulların tam anlamıyla sağlanması gerekir.</p>
<p>Hemen bir senaryo oluşturalım; sağlık sisteminden yararlanmak için gerekli asgari eğitime sahip olmayan bir vatandaşımız, yeterli sayıda doktoru, hastalığına yönelik gerekli ilaçları ve donanımı bulunmayan bir hastanede nasıl tedavi olabilir ?</p>
<p>Benden sonra yayına katılan kişilerin ne yazık ki probleme &#8220;<em><strong>şikayet bildirimi</strong></em>&#8221; penceresinden bakıyor olması çözümsüzlüğün ve gelişmemizin önündeki en büyük engel. Biliyoruz ki sistemde aksaklıklar olabilir önemli olan bunların görülmesidir. Görmemiz güzel ancak bunları şikayet olarak tek taraflı değil de çözüm önerileriyle yaklaşmamız olması gerekendir &#8230;</p>
<p>Katıldığım bu radyo programı da gösterdi ki sorgulamaktan çok şikayet etme yolunu seçiyoruz. Konu ne olursa olsun, problemleri görüyorsak nedenlerini sorgulayarak çözüme odaklanmamız gerekir &#8230;</p>
<p>Doğrusunu söylemek gerekirse bu konuyla ilgili olarak söylenecek çok şey var, ancak yaklaşımlar çözüm odaklı olmadığı sürece anlamı yok &#8230;</p>
<p>Tartışmaların çözüm odaklı, yorumların çözüme yönelik ve amacın daha iyiye ulaşmak olması dileği ile &#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/radyo-programi-ve-turkiyede-saglik-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biten Bir Yılın Ardından &#8211; 1 Ocak 2009</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/biten-bir-yilin-ardindan-1-ocak-2009/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/biten-bir-yilin-ardindan-1-ocak-2009/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2009 19:46:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=239</guid>
		<description><![CDATA[Yeni yıla ilişkin dileklerimi ve geçen yıla ait düşüncelerimi yazmak için en uygun gün bugün &#8230; 1 Ocak 2009!  Daha erken yazılsaydı 2008 bitmemiş ve 2009 kendini göstermemiş olacaktı.  
2008 yılı çok yoğun ve hızlı geçti. Nasıl oldu da 2009 geldi ?
Günlük detaylarıyla 2008&#8242;i yorumlamak zor ama sanki başarılar, üzüntüler, problemler ve şaşkınlıklar orantılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:3133f54458875ae29a737378034e460bc3d02974'><p>Yeni yıla ilişkin dileklerimi ve geçen yıla ait düşüncelerimi yazmak için en uygun gün bugün &#8230; 1 Ocak 2009!  Daha erken yazılsaydı 2008 bitmemiş ve 2009 kendini göstermemiş olacaktı. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>2008 yılı çok yoğun ve hızlı geçti. Nasıl oldu da 2009 geldi ?</p>
<p>Günlük detaylarıyla 2008&#8242;i yorumlamak zor ama sanki başarılar, üzüntüler, problemler ve şaşkınlıklar orantılı bir şekilde dağılmıştı takvime . Geriye dönüp baktığımda nötr bir yıl olarak yorumlayabilirim. Sanırım &#8220;nasıl oldu da 2009 geldi?&#8221; sorusunu sorduran da bu nötr olma durumu &#8230; <span id="more-239"></span></p>
<p>2008 içerisinde yaşananlardan paylaşabileceklerimi imkan buldukça günlüğümde dile getirdim. Genellikle tepki dolu yazılar oldu. Tepkilerimi daha kolay paylaşıyorum, en azından 2008 yılı için öyle olmuş. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Radyoda dinlediğim &#8220;2008 yılında neler oldu&#8221; benzeri bir isme sahip yayında aslında 2008 yılının çok sıkıntılı bir yıl olduğu izlenimine kapıldım. Üzüntüler, kayıplar, skandallar, savaşlar ve genel olarak kötüye giden bir görünüm çizilmiş. Doğru. Düşününce biraz hafızamı zorlayınca hatırlıyorum &#8230; Giderek hafızamız zayıflıyor mu, unutkanlık bir hastalık bizi sarıyor mu ? Bu bile yeterince kötü bir gelişme!</p>
<p>İyi olaylarda olmadı değil &#8230; Felaket bir yıl değildi. Güzel anlarda yaşandı. Yukarıda bahsettim, nötr bir yıl etkisi de zaten bunlar sayesinde.</p>
<p>Kişisel olarak 2008 yılını değerlendirmem gerekirse; çok çalıştım, yoruldum, kendimi geliştirme gayretim devam etti, yılı çok çabuk bitirdim, değişimler vardı, başarılar ve başarısızlıklar birbirini izledi, çalışmak başarmak için uğraşmak çok güzeldi sonuçta bugün hatırlayabildiğim kadarıyla 2008 yılı benim için iyi bir yıldı.</p>
<p>31 Aralık 2008 akşamı yeni yılı sade bir şekilde karşıladık. 2009 yılı da 1 Ocak 2009 tarihi itibariyle güzel başladı. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Umarım 2009 yılı hepimiz için sağlık, mutluluk, huzur ve başarı dolu bir yıl olur!</p>
<p>İyi yıllar! <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/biten-bir-yilin-ardindan-1-ocak-2009/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kentsel Dönüşüm Önerisi</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/kentsel-donusum-onerisi/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/kentsel-donusum-onerisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 20:32:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde neredeyse her şehirde kentsel dönüşüm adı altında projeler yapılmaya başlandı. Görünen amaçlar arasında; küme çalışması tadında bloklar oluşturmak, bir (1) sene içerisinde değilde iki (2) sene içerisinde tıkanacak yollar yapmak, mini mini parklar bahçeler oluşturmak listelenebilir.
Tabii ki kentsel dönüşümün inanılmaz faydaları da vardır ancak görülen veya algılanılanın yerine çeşitli önerilerimi paylaşmak istiyorum. 
Kabul etmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:4830ce1be925d22bdfdc9334212b266f9517599c'><p>Günümüzde neredeyse her şehirde kentsel dönüşüm adı altında projeler yapılmaya başlandı. Görünen amaçlar arasında; küme çalışması tadında bloklar oluşturmak, bir (1) sene içerisinde değilde iki (2) sene içerisinde tıkanacak yollar yapmak, mini mini parklar bahçeler oluşturmak listelenebilir.</p>
<p>Tabii ki kentsel dönüşümün inanılmaz faydaları da vardır ancak görülen veya algılanılanın yerine çeşitli önerilerimi paylaşmak istiyorum. <span id="more-231"></span></p>
<p>Kabul etmek gereken çok önemli bazı noktalar bulunuyor. Şehirlerimiz dengesiz bir şekilde büyüyor. Tabii ki bir zamanlar bazı planlar doğrultusunda büyüme hedeflenmiştir. Ancak şehirlerimiz sadece hormonlu değil aynı zamanda dengesiz besleniyor. Felaket senaryoları düşünülmüyor. Büyüme hedefleri arazi fiyatları ve büyük müteahhitlerin eğilimleri doğrultusunda şekilleniyor.</p>
<p>Bence bu durum sadece muhtemel felaketlerin sonuçlarını ağırlaştırır! Şehirler büyüdükçe imkan sunmak yerine eziyet haline geliyorsa burada durup düşünülmesi gerekir! <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Olması gerekenleri listelemek kısaca ütopya tanımı yapmak her zaman kolay olandır. Kolay olanı seçtiğimden değilde hayalini kurduğumdan örnekler vermek istiyorum.</p>
<ul>
<li>Yeşil olmayı yaşanan yer, yemyeşil &#8230; Bir kaşık bahçe değil, 10 metre park değil alabildiğine huzur dolu yeşil alanlar olmalı yaşanan yerde. Ürettiklerimiz ile kirlettiğimizi doğanın temizlemesine imkan vermek gerek &#8230;</li>
<li>Deniz yok diye her köşe başına musluk grubu şeklinde havuz yapılmamalı &#8230;</li>
<li>Ulaşım her vatandaşın bir arabası olmasını değilde gidilmek istenen her yere ulaşmaya imkan verecek toplu taşıma ağlarına yüklenmeli.</li>
<li>Şehrin altı labirentler ile dolmalı, iki tane trafik ışığı için alsaft ziyan olmamalı &#8230; Yağmur yağdığında bağlantılar kopmamalı &#8230;</li>
<li>Şehre uzaktan bakıldığında gökdelenler ile gecekonduların cepheleri değil de uyum ve pürüzsüzlük görülmeli.</li>
<li>Alışveriş merkezleri ile kurukalabalıklara davetiye çıkarılmamalı &#8230;</li>
<li>Sadece merkezlere değil şehrin çoğu noktasına alternatif yollar olmalı.</li>
<li>Felaket senaryolarına hazırlıklar tam olmalı.</li>
<li>Eğitim, sağlık, sanat, eğlence ulaşılabilir olmalı.</li>
<li>Şehir kendine, sakinleri birbirine yabancılaşmamalı &#8230;</li>
</ul>
<p>Günümüzde en kolay olan liste yapmak herhalde. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' />  İstemek ve hayal etmek bedava, en azından şimdilik <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Tabii ki bunların nasıl yapılacağını veya hangisinin gerçekte yapılması gerektiğini değil de benim bu listeye yakınsama için önerimi paylaşacağım.</p>
<ol>
<li>Öncelikle günümüz kentsel dönüşüm yaklaşımlarından olan &#8220;herkesi kutu gibi bloklara taşıyalım&#8221; projesi doğrultusunda hareket edilmeli. Özellikle yukarıda paylaştığım listeye uygun ve kritik bölgelerde olanları ivedilikle bu bloklara yerleştirmeli.</li>
<li>Sonrasında ise boşaltılan bölgelerde belirlenen değişikliklere başlanmalı.</li>
<li>Değişikliklerin tamamlanması ile belirlenen bölgeye geri dönme imkanı olanlar bloklardan tekrar yenilenen çevreye taşınmalı.</li>
<li>Sırasıyla her bir bölge için ihtiyaç duyuldukça kutu bloklardan yapılmalı,</li>
<li>Dönüşüm sonrası geri dönme imkanı olanlara öncelik verilmeli yoksa yönlendirilmeli,</li>
<li>Dönüşümün tamamlanması ile kutu bloklar yıkılmalı. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </li>
</ol>
<p>Kısa veya mantıklı bir çözüm gibi gözükmeyebilir ancak zaten mevcut yapıyı düzeltmek adına bir öneri. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/kentsel-donusum-onerisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boş Oda ve Yankı</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/bos-oda-ve-yanki/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/bos-oda-ve-yanki/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2008 12:02:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[boş]]></category>
		<category><![CDATA[yankı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıyı evde boyanmak üzere hazırlanan bir odanın bende uyandırdıkları üzerine hazırlamaya karar verdim.
Odamın yanındaki, boyaları ve mobilyaları çok eski olduğu için resmen tadilata alınan oda. Birebir ölçülerini bilemiyorum ancak içine girince &#8220;bu oda kare galiba&#8221; diyebiliyor insan, eşit değilse bile duvarlar &#8220;biz aynıyız&#8221; imajı veriyor. Kapısından içeri girince karşıdaki duvarda pencere ve sol tarafta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:4df5c3efff0372710a229c6fc560de4f876726ac'><p>Bu yazıyı evde boyanmak üzere hazırlanan bir odanın bende uyandırdıkları üzerine hazırlamaya karar verdim.</p>
<p>Odamın yanındaki, boyaları ve mobilyaları çok eski olduğu için resmen tadilata alınan oda. Birebir ölçülerini bilemiyorum ancak içine girince &#8220;<em>bu oda kare galiba</em>&#8221; diyebiliyor insan, eşit değilse bile duvarlar &#8220;<em>biz aynıyız</em>&#8221; imajı veriyor. Kapısından içeri girince karşıdaki duvarda pencere ve sol tarafta ise balkon bulunuyor. Kısaca penceresi, balkonu, duvarları <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  ve küçüklüğü ile tam tanımlı bir oda. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Mobilyaları ve iç düzeni ile herhangi belki de alışılmış bir odayken bu geçiş sürecinde farklıydı bu oda &#8230; <span id="more-207"></span></p>
<p>Bomboş bir odanın, dört duvarın ve perdesiz pencerelerin insanda uyandırdığı duygular çok farklı &#8230;</p>
<p>Odama giderken koridorların ortak olması nedeniyle bu odanın önünden geçmek gerekiyordu. Yeni bir yolda karşıma çıkan bir oda değil bu. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' />  Ancak önceleri belki de alışkanlıktan ya da gözün sadece belli nesne ve kişileri aramasından olsa gerek dikkatimi çeken herhangi özel bir yanı yoktu.</p>
<p>Yanlış anlaşılmasın dikkatimi çeken ve bu odayı yazıya dönüştüren odada yaşanan değişiklik değil. Eski çekiciliğini kaybetmiş olan odanın değişim ile birlikte artan çekiciliği de değil. Konu olan odanın boşluğu ve boş odanın yankılanması &#8230;</p>
<p>Evin içindeyken daha dikkatli olabiliyor insan. Çevresinde olan olayları yorumlaya çalışıyor. Genellikle dışarıdayken etrafta olan biten normal veya alışılması gerekenmiş gibi görülüyor. Ancak evde durum farklı. En ufak değişiklik hemen fark ediliyor.</p>
<p>Boş bir odaya girildiğinde konuşmalar yankı yapar. Hatta boş bir odanın yanından geçerken bile ayak sesleri zemine bağlı olarak yankılanabilir. Boş bir odada hatta boş bir odanın yakınında bile konuşmak zordur. Çünkü etrafındaki sesleri bile bir şekilde içine çekip yankılanabilir. Bu yankı deryası içerisinde söylenenlerin ağızdan çıktığı gibi karşıya ulaşması pek mümkün olmaz. Hem söyleyen hem de dinleyen için zor bir durumdur. Karışabilir söylenenler. <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Öncelikle ayak seslerimin inanılmaz yankısı ile sarsıldım. Odama gelirken ve odamdan giderken bu küçücük oda sanki herkese hareketlerimi haber verir gibi anons yapıyordu. Odamın kapısı açıkken odamdan dışarıya taşan sesler bu boş oda nedeniyle sanki katlanarak daha uzaklara ulaşıyordu.</p>
<p>Konuşmalara etki etmeye başladı ben odamda konuştukça. Odamdan diğer odalara doğru seslendiğimde araya giriyordu sanki muzur bir çocuk gibi. Araya girmesi önemli değil de bozuyordu söylenenleri. Benzeri şekilde ben odamdayken bana seslenenleri de engelliyordu &#8230;</p>
<p>Kısaca bu küçücük boş oda etrafındaki neredeyse bütün seslere müdahele ediyordu. Hepsinden bir parça alıp kendi içinde karmaşaya sokuyordu.</p>
<p>Aynen güzel ve anlamlı bir muhabbeti kavrayamayıp maydonoz olanlar gibi &#8230; Aynen konu hakkında hiçbir bilgisi olmadığı halde taraf olup konuyu bozanlar gibi &#8230; Aynen hiç olmadık yerde araya girip güzeli bile çirkin yapanlar gibi &#8230;</p>
<p>Sanırım bu küçük odanın yarattığı farkındalık ile boş insanları ve çevrelerinde yarattıkları tahribatı daha iyi anlamak mümkün. Bu küçücük, eylemsiz ve yorumsuz odanın etkileri incelendiğinde boş insanların ne denli tehlikeli olabileceği açık &#8230;</p>
<p>Boş insan mı ? Yukarıdaki satırlar arasında gizli aslında nasıl olduğu &#8230; Nasıl olduğundan çok ne olamadığı önemli zaten &#8230;</p>
<p>Bu küçücük oda boyanacak ve yeni mobilyalar ile yenilenecek. İşte o zaman tekrar bildiğimiz, kullandığımız oda olacak. Bizim tanımladığımız ihtiyaçlara hitap eden ve bizim için.</p>
<p>Peki ya boş insan ?</p>
<p> <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/bos-oda-ve-yanki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günlük Olayına Farklı Bir Bakış</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/gunluk-olayina-farkli-bir-bakis/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/gunluk-olayina-farkli-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2008 18:17:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[gizlilik]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[Çalışma arkadaşlarımdan birinin günlük olayına farklı bir bakışı paylaşmak istiyorum &#8230; Blog, e-günlük, günce derken yaşadığımız kavram kargaşası sonucu ulaştığımız son nokta &#8230;  
Diğer günlük yazarlarının yazılarını okumak üzere kurduğum &#8220;günlükleri okuyayım bakalım neler oluyor&#8221; cümlesine gelen cevap;
Ayıp değil mi neden başkalarının günlüğünü okuyorsun ?
Onlar özel değil mi ?
Sanırım blog / e-günlük dönüşümünü yapmamız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:4b6a89eae967e336682db5fb576b4112c3590c36'><p>Çalışma arkadaşlarımdan birinin günlük olayına farklı bir bakışı paylaşmak istiyorum &#8230; Blog, e-günlük, günce derken yaşadığımız kavram kargaşası sonucu ulaştığımız son nokta &#8230; <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Diğer günlük yazarlarının yazılarını okumak üzere kurduğum &#8220;<em>günlükleri okuyayım bakalım neler oluyor</em>&#8221; cümlesine gelen cevap;</p>
<blockquote><p>Ayıp değil mi neden başkalarının günlüğünü okuyorsun ?</p>
<p>Onlar özel değil mi ?</p></blockquote>
<p>Sanırım blog / e-günlük dönüşümünü yapmamız gerekiyor &#8230; Yorumsuz <img src='http://erdemcorapcioglu.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/gunluk-olayina-farkli-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bahane Bulmak</title>
		<link>http://erdemcorapcioglu.com/bahane-bulmak/</link>
		<comments>http://erdemcorapcioglu.com/bahane-bulmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2008 19:34:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://erdemcorapcioglu.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Bahane bulmak ne kadar kolay değil mi ? Belki de en kolay olanı bahane bulmak. Uğraşmadan, herhangi bir olayı veya işi sahiplenmeden resmen kaçar gibi bir yol aramak &#8230;
Hatanın kaynağına inmek yerine yanından teyet geçmek. Hatalı olmayı kabul edemeyen bünyede beliren karşı tarafa yüklenme ihtiyacı. Başarısızlığı kaldıramayanın başarısı.
Nedir ya bahane bulmak ? Problemleri geciktirmekten başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='microid-mailto+http:sha1:1e3eba6d8cb23ca99a8b4b1c380f7630012ea048'><p>Bahane bulmak ne kadar kolay değil mi ? Belki de en kolay olanı bahane bulmak. Uğraşmadan, herhangi bir olayı veya işi sahiplenmeden resmen kaçar gibi bir yol aramak &#8230;</p>
<p>Hatanın kaynağına inmek yerine yanından teyet geçmek. Hatalı olmayı kabul edemeyen bünyede beliren karşı tarafa yüklenme ihtiyacı. Başarısızlığı kaldıramayanın başarısı.</p>
<p>Nedir ya bahane bulmak ? Problemleri geciktirmekten başka ne işe yarar ? Hiç &#8230;</p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://erdemcorapcioglu.com/bahane-bulmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->